Mehmet Nuri ÇANKAYA
           




  Kategoriler
  .Basın-Medya (19)
  .Bilişim (103)
  .GeziYorum (21)
  .Önemli Duyurular (29)
  .Seminerler (144)
  .Yönetim (4)

  Arşiv
  Şubat 2008 (Güncel)
  Ocak 2008 (18)
  Aralık 2007 (16)
  Kasım 2007 (25)
  Ekim 2007 (6)
  Eylül 2007 (10)
  Ağustos 2007 (8)
  Temmuz 2007 (9)
  Haziran 2007 (6)
  Mayıs 2007 (7)
  Nisan 2007 (11)
  Mart 2007 (4)
  Şubat 2007 (12)
  Ocak 2007 (14)
  Aralık 2006 (17)
  Kasım 2006 (14)
  Ekim 2006 (2)
  Eylül 2006 (4)
  Ağustos 2006 (2)
  Temmuz 2006 (1)
  Haziran 2006 (3)
  Mayıs 2006 (5)
  Nisan 2006 (5)
  Mart 2006 (3)
  Şubat 2006 (4)
  Ocak 2006 (5)
  Aralık 2005 (6)
  Kasım 2005 (6)
  Eylül 2005 (2)
  Ağustos 2005 (2)
  Temmuz 2005 (5)
  Haziran 2005 (9)
  Mayıs 2005 (11)
  Nisan 2005 (6)
  Mart 2005 (8)
  Şubat 2005 (9)
  Ocak 2005 (8)
  Aralık 2004 (10)






 

 



Ziyaret Etmek İçin Tıklayın

Mehmet Nuri ÇANKAYA Blog          

2/29/2008

Sarıkamış
Sarıkamış Anlatılacak o kadar şey varki Sarıkamış hakkında, nereden başlamalı inanın bilemiyorum. İçimden gelen bir ses hiç yazı yazmamamı, herkesin kendi bakış açısıyla Sarıkamış’ı keşfetmesini söylüyor ama bir yandan da detaylı bilgi vererek kayak sporuyla ilgilenen herkesin gitmesini söylüyor. Bu yüzden ben ikisinin ortası birşey yapacağım; öncelikle Sarıkamış bence Türkiye’deki en iyi kayak merkezi. Bunu söylerken neden bu kadar eminim söyleyeyim: en iyi kayak oteli (Çamkar Otel), en uzun kayak pisti (3km’nin üzerinde pistler var), en iyi telesiyej altyapısı (4 koltuklu ve en yeni teknoloji), en iyi kar (kristal toz kar), en iyi hava durumu (çam ormanları içerisinde olduğu için sis, tipi nadir ve çığ tehlikesi de yok), en rahat ulaşım (uçaktan indikten sonra 45dk mesafedeki otele varıp hemen kaymaya başlıyorsunuz), en iyi hizmet (hem telesiyej, hem pist bakımı, hem de otel görevlileri) ve en iyi doğa (Sarıçam ormanlarının arasında kayıyorsunuz).
Kayak veya board öğrenmek istiyorsanız en doğru adres Sarıkamış olacaktır. Türkiye’nin Kayak Milli Takımını oluşturan birçok eğitmen Sarıkamış’lı ve en iyi eğitimi en iyi fiyatlara veriyorlar gerçekten, özellikle benim gibi siz de kayak yapıyor ama boarda merak saldıysanız, Sarıkamış’ın kristal olan toz kar özelliği sayesinde en iyi board pistlerinin Sarıkamış’ta olduğunu göreceksiniz.

Benim en çok tercih ettiğim pistler biri kırmızı biri siyah olan 3 ve 5 nolu pistler oldu. Özellikle 3 nolu pist uzunluğu ve eğitimi ile bir harika. 5 nolu pist ise riski sevenlere, biraz eğim fazla şimdiden söylemesi.
Sarıkamış
Sarıkamış Bahsetmeden geçemeyeceğim en önemli konu ise Çamkar Otel; adını Çamlı Kardeşler’den alan otel çok özel bir otel gerçekten; butik dağ otelleri arasında hizmet kalitesiyle bence farklılaşıyor. Pistlere olan yakınlığı, yemekleri ve sunduğu sıcak ortamıyla bence kalmanız gereken bir butik otel. Diğer alternatifiniz ise Toprak Otel, klasik bir beş yıldızlı otel; yani havuzu var, büyük bir otel ama butik değil; çok fazla Rus turist bulunuyor bu otelde. Çamkar otel hakkında bilgi için www.camkar.com

Nasıl Gidilir: :Uçak ile Kars’a gidilir, her iki otelin de havaalanından servisi var, 45dk’lık yolculuk sonrası oteldesiniz. Yolda Sarıkamış hakkında güzel bir belgesel de izleyeceksiniz.

Nerede Kalınır: Çamkar Otel’i tavsiye ediyorum. Piste en yakın, hizmet kalitesi çok yüksek butik otel.

Sarıkamış'tan Fotoğraflar:

Kategori : GeziYorum
@21:21, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


2/29/2008

Kartalkaya
kartalkaya İstanbul ve Ankara’nın ortak buluşma noktası olan Bolu’da bulunan Kartalkaya Sarıkamış’tan sonra bence Türkiye’nin en iyi ikinci kayak merkezi. Otel sayısı az olsa da pistler gerçekten mükemmel. Öncelikle seçim yapmanız gereken konu nasıl gideceğiniz? Arabayla İstanbul’dan gidecekler için tavsiyem erken yola çıkmaları, çünkü neredeyse 3 saat süren bir yolculuk sonrası dağ yoluna giriyorsunuz ve mutlaka zincir takmak zorundasınız, yolun ilk kısmı sizi şaşırtabilir, zincir takmasam da olur diyebilirsiniz ama yükseklik arttıkça zincir takmanın zorlaştığını göreceksiniz. Bu yüzden Bolu otobanı çıkışından çıkıp Kartalkaya levhasından döndüğünüzde mutlaka durup zincirinizi takın veya 10 YTL verin yol kenarında bulunan zincir takma ustaları gelsin size yardım etsinler. Muhtemelen 45 dk sonra zirveye çıkmış olacaksınız. Benim tavsiyem tur ile gitmeniz olacaktır, bu konuda önerim de Radikal Tur; sabaha karşı sizi çeşitli noktalardan alıyorlar ve siz uyurken bir anda kendinizi Kartalkaya’da buluyorsunuz, yorulmadan ulaşmak için iyi bir yöntem turlar. Ama unutmayın en geç 16:30’da Kadıköy Hasanpaşa’daki otoparkta olmak zorundasınız. Ayrıca dönüş yolculuğunda da tüm gün kayak yaptıktan sonra araba kullanmak kolay olmuyor, otobüsteki muhabbet de ayrı bir güzel. Sonuç olarak tur ile giderseniz sabah en geç 9’da pisttesiniz.
Pist olarak iki ana tercihiniz olabilir; biri Dorukkaya diğeri Kartal. Eğer yeni başlıyorsanız kayak veya board yapmaya bence Kartal’ı tercih edin, pistler daha kolay ve öğrenmek için alternatif olarak basit çok fazla pist var. Dorukkaya pistlerini ben daha çok beğeniyorum ama biraz daha zorlu pistler, ayrıca sadece tek telesiyej olduğu ve geri kalanlar T-bar olduğu için biraz daha yorucu. Ama pist uzunlukları daha iyi. Kayak dersi almak için Kartalkaya’yı tercih etmenizi önermem, burası son yıllarda yoğun bir gençlik akımınına uğradığı için ders fiyatları çok yüksek ve hocalar oldukça yetersiz, geçen haftalarda götürdüğümüz yeni başlayacak bir arkadaş grubumuza tek tek ders vermeyi reddetmişler, toplu ders veriyorlar ve tabiki daha çok kazanmayı amaçlıyorlar, bu da sonuç olara 1 saatlik ders içerisinde sadece 1 defa sizi aşağıya indirebiliyorlar demek. Kayak öğrenmek için en doğru yerin Sarıkamış, ikinci alternatifin ise Uludağ olduğunu yeniden hatırlatmış olayım.

Kartal pistlerinden önereceğim pist Köroğlu pisti; zirveye çıktıktan sonra zorlu bir iniş ile kırmızı bir pistten aşağıya iniyorsunuz. T-Bar ile diğer zirveye çıktıktan sonra iki kırmızı bir de siyah pistten inme şansınız var, bence Kartal’ın en iyi pistleri bunlar. Dorukkaya’nın pistlerinde de en heyecanlı yerler zirveden ulaştığınız pistler, telesiyej ile 10dk süren uzun çıkış maratonundan sonra 2 farklı mavi, 2 kırmızı ve 2 siyah pistten iniş yapabilirsiniz. Bir öneri olarak sadece şunu söyleyebilirim, Nazar ve Nazlı gayet güzel pistler, kendinizi zorlamak istiyorsanız dümdüz aşağıya inen siyah pisti kullanabilirsiniz, ama orman yolundaki tehlikeli siyah pisti tercih ederseniz dikkatli olun, çok zor olan bu pist hem çok dar, hem güneş görmeyen yerleri buzlanma yapmış oluyor, hem de çok keskin dönüşleri var ve bir yanınız uçurum. Bu yüzden en sağdaki bu orman pistinden inerken bir daha düşünün, boşuna tehlikeli bölge yazmamışlar gerçekten :) ben ilk inişimde anladım buranın özel olduğunu, aman dikkat:)
kartalkaya
kartalkaya Board yapanlar için Dorukkaya pistlerinde Snowpark var, heyecanlı bir yer. Kartalkayanın en büyük dezavantajıysa bence yüksek sesteki müzik yayınları, özellikle Power FM haftasonları kulağınızı patlatacak kadar sesi açıyor, kaymaya mı geldiniz yoksa son ses müzik dinlenilen bir partiye mi anlamak güç, bir DJ elinde mikrofonla yok Ahmet şuradan atladı, Mehmet şuraya zıpladı diyor ama onun dışında kimsenin onun anlattıklarıyla ilgilenmekdikleri çok açık. Bu yüzden yukarıdaki pistler daha çok tercih ediliyor, kulağınızı patlatacak seviyede bir müzik yok.

Kayak malzemelerini kiralamak isterseniz hem Kartal hem de Dorukkaya’daki tesisler gayet yeterli, normalden biraz pahalı ama yeni ve kaliteli kayak-board takımları kiralıyorlar. Ama tavsiyem eğer yılda 6’dan daha fazla geliyorsanız bence gecikmeden bir kayak veya board takımı alın. Sonuçta her seferinde sizin ayağına uygun bir takım bulma olasılığınız az, bu da öğrenme ve kayak yapmaktan keyif alma periyodunuzu uzatıyor. Yaklaşık 500-800 YTL arasına çok güzel takımlar alabilmeniz mümkün, benden tavsiye.

Sonuç olarak en başta belirttiğim gibi bence en güzel ikinci yer kayak merkezi olarak; sebebi ise hava durumu. Kartalkaya’da pistler çoğu zaman sisten ve tipi den dolayı erken kapanma riski içeriyor, oysa Sarıkamış sarıçam ormanları içinde yer aldığı için sis, çığ, tipi riski yok denecek kadar az. Geçtiğimiz yıllarda bir keresinde Kartalkaya’da sabahtan hava günlük güneşlik iken, öğleden sonra tipi çıktığına ve birkaç kişinin dağda kaybolduğuna şahitlik etmiştim. Bu yüzden iyi düşünmek lazım, özellikle snow-forecast.com ve weather.com’dan saatlik olarak hava durumunu iyi incelemek lazım gitmeden önce.

Nasıl Gidilir: :Arabayla Tem otoyolundan Bolu çıkışından çıkarsınız, Kartalkaya levhasından dağ yoluna çıkabilirsiniz, zincir bulundurmayı unutmayın. Tur ile gitmenizi öneririm.

Nerede Kalınır: Her iki otelin durumu da iyi değil, tekel olmanın avantajını yaşıyorlar. Ama yine de Kartal Otel manzara olarak daha iyi konumda sayılır.

Kartalkaya'dan Fotoğraflar:

Kategori : GeziYorum
@20:45, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


2/29/2008

Palandöken
palandoken Erzurum’da şehir merkezine çok yakın bir kayak merkezi Palandöken, ama Türkiye’de gittiklerim arasındaki en kötü ve bakımsız kayak merkezi, kesinlikle tavsiye etmiyorum. İstanbul’dan gidenler için en iyi ulaşım tabiki uçak, havaalanından oteller sizi karşılamıyorlar yakın olduğu için, mecburen taksi ile geçiyorsunuz otele yaklaşık elli ytl ödeyerek. Otellerden sadece Dedeman Ski Lodge pistlere yakın, diğerlerinden Gondola denen bir gondol ile pist alanına çıkabilmeniz veya taksi ile çıkmanız mümkün, böyle garip bir durum görmedim :) Kayak otelindesiniz güya ama pistler başka bir yerde. Neyse diyelim ki otelde kaldınız otellerin yüzde yetmişi Ruslarla dolu. Bir Türk vatandaşının günlük kaldığı fiyata Rus vatandaşları bir hafta boyunca konaklayabildiği için neredeyse bedavaya tatil yapıyor Ruslar, Dedeman Polat ve Palan otellerini bu ayrımcılığı yaptıkları için kınıyorum. Aksi bir fiyat politikası izliyorlarsa lütfen bildirsinler, yoksa birçok Türk vatandaşımız Rus tatil sitelerinden ucuza alacakları tatillerle onları kolaylıkla kendi oyunlarına düşürebilirler :) Otellerden söz açılmışken nerede Sarıkamış, nerede Palandöken diyorsunuz gerçekten; Sarıkamış’taki otel görevlilerin cana yakınlığı, otelin sıcaklığını aklımızda varken bir anda kendimizi Palandöken’de tam zıt bir manzarayla karşılaşmış buluyoruz. Kayak odalarından restoranta kadar herşeyde servis çok kötü durumda Palandöken’de; Sarıkamıştaki otel işletmecilerinden ders almaları lazım.
Gelelim pistlere; zordan kolaya birçok pist mevcut Palandöken kayak merkezinde, ama açık bulursanız. Çoğu pist ki en güzel pistlerden olan Ejder ve Güney pisti çoğu zaman kapalı. Ağaçlık bir alan olmadığı için tipi ihtimali hep yüksek oluyor bu yüzden sadece yakın pistlere erişiminiz var. Fena olmayan tek pist Vadi pisti bu geriye kalan pistler arasında da, orada da eğer kayak takımında olan gruplara rastgelireniz vay halinize, sıra anlayışı olmayan bir gruptan bahsediyoruz, tam siz telesiyeje bineceksiniz biri kenardan gelip hop diye önünüze atlıyor ve bu mütemadiyen devam ediyor. Kartepe’de de Uludağ’da da sıra var ama böyle bir saygısızlık yok. Bence sebebi de tesislerin başı boş olmasından kaynaklanıyor; Kartalkaya, Sarıkamış, Kartepe ve Uludağ’da asla bir dakika bile telesiyej ve t-barlar görevli olmadan çalıştırılmaz; Palandöken’de ise onlar içeriden sizi izliyorlar, allah korusun kazara kıyafetiniz takılsa ölmeniz an meselesi, çünkü kimse durdurmayacaktır emin olun. Çok dikkatli olmak lazım, kayak sporunda güvenlik bence herşeyden önemlidir. palandoken
palandoken Sonuç olarak bence Palandöken’e kayak yapmaya gitmek çok anlamsız; madem bu kadar yola gidiyorsunuz Sarıkamış’a gidin; ya da Kartalkaya veya Uludağ’da kalın kesinlikle daha iyi. Bu yazıyı okuyunca belki bahsettiğim eksileri giderirler otel sahipleri ve gerekli önlemleri alırlar; bir gün bu yazdıklarımın değiştiğini ve Palandöken’e mutlaka gitmek gerektiğini yazdığım yazılar çıkar böylece ortaya.

Nasıl Gidilir: :Uçak ile Erzurum’a, oradan da yarım saatlik taksi yolculuğuyla otele.

Nerede Kalınır: Kalınacak maalesef hiçbir otel tavsiye edemiyorum.
Palandöken'den Fotoğraflar:

Kategori : GeziYorum
@19:01, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


2/29/2008

Kartepe
kartepe İstanbul’a 1,5 saatlik bir mesafede olan Kartepe çok güzel bir kayak merkezi özellikle de haftaiçi; haftasonu akına uğrayan Kartepe’de uzun süre sıra bekmeyi göze alıyorsanız haftasonu da çok güzel. İstanbul’dan kendi arabanızla gittiğinizde 95 km sonra Kocaeli çıkışından hemen sonra kahverengi Kartepe Kayak Merkezi levhasını göreceksiniz. Buradan 30 km daha gittikten sonra artık zirvedesiniz. Yol sürekli açık tutuluyor, bu yüzden zincir gerektiren bir yol yok, rahat rahat zirveye çıkıyorsunuz. Tek otel var Kartepe’de, bu yüzden kalmalı gittiğinizde maalesef alternatifiniz yok, yakın zamanda da olmayacak çünkü işletme sahibi uzun süreli olarak alanı kiralamış.
Pistlere gelince; en sevdiğim özelliği neredeyse tüm pistlere telesiyej yapmışlar, t-bar işkencesi çekmenize gerek kalmıyor. Yeni başlayanlar için ideal olan otel pisti hem board hem kayakçılar için güzel. Mavi pistlerden olan Geyik alanı da çok güzel, dilerseniz kırmızı pist olan kısımları da var. En güzel pistler ise Kartepe zirvesinde, Sakarya ve Sapanca manzaralı bir tepeden yaklaşık 1600m’de kayak yapma şansınız var. İnişte pistler yer yer çok daralıyor, bu yüzden ilk başlayanlar için önerim 10 nolu pistten inin ilk inişinizde, ikinci inişte 12 nolu pisti kullanabilirsiniz, zorlu kısımları var. En sağ kısımda ise t-bar ile çıkılan siyah pistler mevcut, zorlu bir kayak deneyimini sevenler için burayı da tavsiye ederim. kartepe
kartepe Gelelim Kartepe’nin eksi yönlerine; öncelikle haftasonu tam bir kaos hakim, alan çok büyük değil bu yüzden tesis yoğun talebi her yönüyle karşılayamıyor. Öncelikle otoparkta yer bulmanız çok zor geç geldiyseniz, diğer yandan malzemeleri kiralayacaksanız acele etmeniz lazım yoksa kalabalıktan dolayı kayak malzemeleri hemen bitiyor, tek çare Mahşukiye’den kiralayarak gelmek. Son ve en büyük negatif yön ise telesiyejlerin çalışma şekli, çalıştıran arkadaşlar her inen ve binen için telesiyeji yavaşlattıkları için ekstra bir yığılma meydana geliyor bu yavaşlıktan. İnsanlar birbirine saygılı, Erzurum Palandöken’deki gibi kaynak yapanlarla çok boğuşmasanız da yüzlerce kişi olarak dipdibe sıra beklemek üzücü. Ama yaklaşık yirmi dakika bekledikten sonra sıra size geldinde beklediğime değdi diyorsunuz. Bu yüzden önerim gelebiliyorsanız haftaiçi Kartepe’ye gelmeniz, böylece bu güzel pistlerde keyifle sıra beklemeden kayabilirsiniz. Ayrıca son eksi yönün pistlerin uzunluklarının kısalığı olduğunu da belirteyim, Sarıkamış veya Uludağ ikinci bölge gibi bir pist beklemeyin. Hava durumunun önemi de çok büyük, Mart sonunda artık karlar erişmiş oluyor Kartepe’de, bu yüzden baharda giderseniz sadece yürüyüş yapabileceğinizi de hatırlatırım.

Sonuç olarak bence haftasonu günübirlik gelseniz bile zamanınızı dolu dolu geçirmiş olacaksınız, ama tavsiyem kalabalıktan etkilenmemek için haftaiçi gitmeniz.

Nasıl Gidilir: Kendi aracınızla zincirsiz gidebilirsiniz, Kocaeli’den sonraki çıkıştan çıktıktan sonra 30km yol almanız yeterli. Turlarla giderseniz yol, yemek ve skipass ücretleri toplamının daha ucuza geldiğini göreceksiniz.

Nerede Kalınır: Kartepe Greenpark Otel’den başka otel yok maalesef. Arabanız varsa, Sapanca veya Mahşukiye’de konaklayıp hergün 15km mesafe ile kayağa gidebilirsiniz.

Kartepe'den Fotoğraflar:

Kategori : GeziYorum
@18:52, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


7/8/2007

SCUBA nedir ve Saros İbrice Dalışları ...
Eğer sualtı dünyası ilginizi çekiyorsa ve İstanbul’da yaşıyorsanız Saros’a mutlaka gitmelisiniz. İstanbul’a yaklaşık 3 saatlik uzaklıkta bulunan Saros sualtı dünyasını keşfedebileceğiniz en yakın güzel merkez bence. Öncelikle biraz SCUBA hakkında bilgi vermek istiyorum. SCUBA yani Self Contained Underwater Breathing Apparatus’un kısaltması ve su altında profesyonel ekipmanlarla gerçekleştirilen dalışa verilen isim. İki farklı sertifikasyonu var, PADI ve CMAS. Biri Fransız diğeri Amerika kökenli, Türkiye’de geçerli olan CMAS sertifikası, herhangi bir dalış noktasına gittiğinizde CMAS dalış brövenizin olup olmadığına bakılıyor, yurtdışında özellikle sualtı güzelliklerinin mükemmel olduğu Mısır Kızıldeniz gibi yerlerde ise PADI brövesi geçerli. Tavsiyem önce CMAS almanız olacaktır, çünkü dalışı önce Türkiye’de pekiştirin. CMAS yetkili bir eğitim merkezinde önce teorik eğitimi (yaklaşık 16 saatlik bir eğitim) ardından havuz eğitimini (yaklaşık 4 saatlik bir eğitim) ardından deniz dalışlarınızı (toplam 4 eğitim dalışını) tamamladıktan ve CMAS 1 yıldız sınavını başarıyla geçtikten sonra brövenizi almaya hak kazanıyorsunuz. Tavsiyem bu işin uzmanı olan Murat Egi ‘nin liderliğindeki BURÇ eğitim merkezi olacaktır. Bildiğiniz gibi Murat Hoca bu konuda Türkiye’nin en bilinen ismi, yaptığı bilimsel çalışmalarla da Türkiye’nin gururu olmaya devam ediyor. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız BURÇ tarafından düzenlenen bir dalış turu ile ben de Saros ile tanışmış oldum. Dalış için ilk mekan İbrice Limanı; limandan kıyı dalışı yaparak başlıyorsunuz. Haftasonları 2 farklı dalış teknesi de benzer noktalarda dalışlar gerçekleştiriyor. Liman dalışının avantajı daldığınız bölgede limanın çevreleyen dalgakıran etrafında oluşmuş birçok deniz canlısını izleme fırsatı buluyorsunuz 3-8 metre aralığında, SCUBA dalışları dışında kalan zamanınızda maske-palet ve şnorkel ile de bakmaya doyamayacağınız bir sualtı dünyası var. Ayrıca liman kenarında bulunan kahvede çayınızı yudumlayabilir, keyifli sohbetler edebilirsiniz.
İkinci dalış bölgesi ise Cehennem. Limana uzaklığı yaklaşık 1-2 km olan bu dalış bölgesine karadan ulaşım için sizi dik bir yamaç beklese de suyun altında görecekleriniz için değecektir emin olun. Cehennem denmesinin sebebi kıyıdan yaklaşık 10m sonra bir anda 30m’ye varan bir yeraltı duvarı sizi karşılıyor ve üzerinde göreceğiniz çok farklı bir dünya. Bu bölge dalış için bence çok daha keyifli, küçük mağaralar bile mevcut. Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız
Daha çok haftasonu kaçamağı olarak Saros İbrice’ye gidilebielceği için konaklama da sadece Cumartesi gece için düşünülebilir. Bunun için de 2 alternatifiniz var, birincisi Keşan’a geri dönüp (yaklaşık 40dk’lık geri dönüş demek) ilçe merkezinde iki yıldızlı bir otelde kalabilirsiniz, gece Keşan göl kenarındaki restorantta satır et yemenizi de ayrıca tavsiye ediyorum. İkinci konaklama mekanı ise mükemmel bir mekan; “Sığınak”. Sığınak İbrice limanına sadece 2 km mesafede olan butik bir otel. İçerisinde taş ev, bungalov ve çadır alanı mevcut. Kaldığım en güzel butik otellerden birisi, akşam yemeğinizde balığınızı yiyip hamakta yıldızları seyretmeniz mümkün, dağların ortasında ıssız bir mekan, en yakın yerleşim yerine yaklaşık yarım saatlik mesafede, İstanbul kargaşasından uzaklaşmak için birebir. Diğer bir avantajı ise sabah köy kahvaltınızı yaptıktan 5dk sonra dalış yerinde olabilmeniz, Keşan’da kalırsanız sabahın erken saatlerinde 40dk yolculuk yapmak yorucu olabiliyor.

Gelelim ulaşıma; tavsiyem kendi arabanızla sabah erken saatte çıkıp mola vermeden 3 saatte İbrice’ye varmanız, eğer bir tur ile gidiyorsanız turun ulaşımı da tercih edilebilir. Arabanızla gidecekseniz TEM otoyolunda Edirne yönünde devam edip Silivri çıkışı sonrası İpsala sınır kapısı çıkışından çıkıyorsunuz, Malkara ve Keşan sonrasında Erikli yoluna saparak kolayca İbrice’ye ulaşabilirsiniz. Dönüş yolculuğunuzu Pazar günü Silivri yazlıkçılarının dönüşünü düşünerek erken yapmanızı öneririm yoksa TEM çıkışına son 30km’yi köprü trafiğine benzer bir şekilde geçmek zorunda kalabilirsiniz.

Son olarak uzun süre dalış yapmayı planlayanlara iki önerim olacak. Eğitim dalışlarından sonra ABC malzeme olan maske-palet-şnorkeli almanızı öneririm, kendi malzemelerinizle daha keyifli bir dalış yaşarsınız. İkinci olarak Bodrum ve Kaş tabiki dalış için çok daha güzel yerler ama dalış sonrası 24 saat uçağa binemediğiniz için arabayla biraz uzak kaçıyorlar. Bu yüzden zamanınız varsa Kaş ve Bodrum’u tercih ederken, sadece haftasonu için İbrice’yi düşünebilirsiniz. Keyifli dalışlar...

Kategori : GeziYorum
@09:09, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


2/26/2007

Uludağ’da Kış Başkadır
Büyük Resim için Tıklayınız Ülkemizdeki kayak konusundaki en iyi merkezlerden birisi olan Uludağ, haftasonu İstanbul’dan uzaklaşmak isteyen ve mevsim değişikliklerinden dolayı görmeyi özlediğimiz kar ve soğuğu görmek isteyenler için birebir. İstanbul’dan kendi aracınızla hızlı feribotla Yalova’ya varıp, oradan da Bursa merkeze girmeden, Çekirge’den geçerek dağ yolundan yaklaşık 3 saatte Uludağ’a gidebileceğiniz gibi; dağ yolundaki kar, buzlanma ve sisli yolda araba kullanmamak için Bursa’ya otobüle gidip oradan da dağa çıkan minibüslerle çıkabilirsiniz. Diğer bir alternatif ise; aracınızı Bursa merkezde bırakıp teleferik ile Sarıalan’a çıkmak, sonrasında da minibüsle oteller bölgesine geçmek. Uludağ’a günü birlik gidip gelmek pek mantıklı değil, hatta en güzeli Cuma öğleden sonra yola çıkmak ve haftasonunu dolu dolu yaşamak. Oteller 2 farklı bölgede bulunuyor, birinci bölgedeki oteller daha kalabalık ve hareketli bir ortamda, bu yüzden kalabalığı sevenler için bu kısım tercih sebebi olabilir, ikinci bölgede ise yeni oteller olan Kartanesi, Monte Baio, Wow gibi daha lüks oteller mevcut ama ortam daha sessiz. Ama tavsiyem chaletlerde kalmanız, telesiyejlerin çıkış noktası olan chatler tüm doğayı en üst noktadan görebileceğiniz, kalabalıktan uzak bir dağ evinde olduğunuzu hissettiren havasıyla bence Uludağ’ın en güzel yeri. Otele vardığınızda içeceğiniz çorba ile maceranız başlıyor.
Kayak yapacaklara malzemelerini taşımalarını önermem, birçok kiralama noktasında çok uygun fiyatlara kayak takımlarınızı kiralayabilirsiniz. Eğer kayak yapmayı bilmiyorsanız öğrenemem diye korkmayın, orada bulunan kayak hocalarından alacağınız yaklaşık iki saatlik bir kayak dersiyle kaymayı öğrenebilirsiniz, kaydıkça zamanla uzmanlaştığınızı göreceksiniz. Birinci bölgede kısa pistler mevcut, yeni öğrenenler için ideal, ikinci bölgede ise uzunca bir pist sizi bekliyor. Dağdaki her inişinizde liderlik, motivasyon, takım çalışması, stresle başa çıkma gibi soft-skill dediğimiz geliştirilebilir tüm becerilerini elde ettiğinizi göreceksiniz, insanın doğasında her zaman bir öze dönüş, doğruyu doğal gerçeklerde arama olgusu var, bu yüzden disiplinler arası bakışlar için doğal dengeyi de korumak şart. Yandaki fotoğrafta gördüğünüz bir manzara bulutlarla kaplı Bursa’ya bulutların üzerinden baktığınız bir anın yansıması, kayak mevsimi mart sonunda bitiyor. Kaymayı düşünenlere şimdiden keyifli tatiller. (Son olarak Kocaeli’nde bulunan Kartepe geçen yıl açıldı, burası da tercih edilebilir ama Türkiye’nin en güzel kayak merkezinin ormanlarla kaplı Kars-Sarıkamış’ta olduğunu da hatırlatayım.) Büyük Resim için Tıklayınız

Kategori : GeziYorum
@10:29, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


2/17/2007

Roma Gezisi
Büyük Resim için Tıklayınız İtalya’nın başkenti Roma yüzyılların tarihini görmek için dünyada mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir yer. İlk gittiğim günden beri hayran olduğum bir şehir, benim gibi siz de tarih meraklısıysanız bu şehre bayılacaksınız. Öncelikle Roma denince akla ilk gelen Colessium’dan başlayalım. Orjinal adı Anfiteatrum Flavium olan Colessium meşhur gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yer olarak bilinen amfi tiyatro M.S. 1.yüzyılda yapılmış. 75 bin kişilik bu yapı ilk gördüğünüzde sizi şaşırtıyor çünkü hep hayalinizde kocaman bir yer düşünüyorsunuz ama antik roma kentinin hemen yanında küçük kalıyor hayallerinize göre. Burada yapılan dövüşler 523 yılına kadar devam etmiş ve sonrasında kaderine terkedildiği için taşları çalınmış ve bir yıkıntı halini almış, 18.yüzyılda restorasyon başlamış ve son olarak ikinci dünya savaşında bombalanmış ve bugünkü hali kalmış. Mimarisindeki katlar arasındaki boşluk farkı sonradan kapatılmaya çalışılmış ama o da yarım bırakılmış, görülmesi gereken bir yapı. Tabi öncesinde eski roma şehrinin kalıntılarını da iyice görmenizi tavsiye ediyorum. Ben Roma’ya ilk gittiğimde gece 23 civarında otelde duramayıp tek başıma eski roma şehrine gitmiştim, kimseler olmadığı için biraz ürkütücü olsa da yaptığım en büyük ama keyifli çılgınlıklardan biriydi, tarihe bir yolculuk için orada olmak mükemmeldi.
Sabah olduğunda ilk iş soluğu aşıklar çeşmesinde aldım, asıl adı fontana di trevi. 1735 yılında yapılan bu eser, İtalya’da çok sık görebileceğiniz binanın ön yüzünü oluşturan çeşme mimarilerinin başını çekiyor. İnanışa göre eğer havuza para atarsanız romaya bir daha geri geleceğiniz anlamına geliyor. Yakınlarda satılan dondurmacılardan da meşhur roma dondurmanızı almayı unutmayın. Sonrasında sizi az ileride ispanyol merdivenleri bekliyor. Benim gibi Inter forması giyerek Roma sokaklarında dolaşmamanızı da öneriyorum, ispanyol merdivenlerinde fanatik italyanların fazla gözüne batıyorsunuz. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Yolun devamında mutlaka görmeniz gereken bir diğer yer ise Pantheon. Pagan döneminde tapınak olarak inşa edilmiş ama sonrasında katolik kilisesine dönüştürülmüş. En önemli özelliği mimari de kafesleme tekniği adı verilen teknikle direk kullanılmadan yapılmış bir kubbesi olması ve tam ortasında da kocaman bir deliğin yer alması. Roma’da her binanın girişinde binayı yaptıran kişinin adı yazmaktadır, burada da "magrippa lecos tertivm fecit" yazmaktadır, lucius’un oğlu marcus agrippa tarafından yapılmıştır anlamına gelse de aslında asıl hikayede agrippa tarafından yapılan çok yakınlarda yapılmış olan çok benzer bir pantheon’un yanması üzerine sonradan yapılmış ve agrippa’nun adı yazılmıştır. Kare bantlar oculus adı verilen delikten içeri sızan ışığın bir illüzyon sağlamasının yanında kubbenin çökmesini de önlerler. Mutlaka görülmesi gereken bir yapı bence Pantheon.
Son olarak gezimi Vatikan’da tamamladım. Aslında ayrı bir ülkeye, dünyanın en küçük ülkesine giriş yapıyorsunuz ama kapıda küçük bir kontrolden geçtikten sonra kendinizi vatikan meydanında buluyorsunuz. Karşınızda vatikan kilisesi yer alıyor. İçerisi hristiyanlar için kutsal beni şaşırtan ise günah çıkarma bölmelerinden birinin Türk bayraklı olmasıydı. Mutlaka cupola adı verilen kubbesine çıkmanızı öneriyorum. Çıkmak için iki yolunuz var, asansör veya merdivenler. İtiraf edeyim merdivenleri çıkmak gerçekten zor, vücudunuz S olmak zorunda kalıyor belli noktalarda ama en üst noktaya geldiğinizde emin olun bu yolculuğa deyiyor. Sadece Vatikan’ı değil, tüm Roma’yı göreceğiniz bir yer kubbenin en üst noktası, mükemmel bir manzara sizi bekliyor. Büyük Resim için Tıklayınız
anlatmaya devam edeceğim. Son olarak Roma’ya en az 3 gün ayırmayı unutmayın, mümkünse bir de vespa kiralamadan gezmeyin. Keyifli geziler...

Kategori : GeziYorum
@10:59, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


2/6/2007

Haftasonu Abant Gölü Maceraları
Büyük Resim için Tıklayınız İstanbul’dan haftasonu uzaklaşarak kış mevsiminin keyfini çıkarmayı düşünenler için önerim bu mevsimde karlarla kaplı olan Abant Gölü. Trekking için müthiş bir mekan olan Abant Gölü’ne ulaşmak da orada dolaşmak kadar keyifli, karlarla kaplı yoldan geçerken ayrı bir dünyaya açılan kapıdan geçiyorsunuz.
Gölün etrafında tam bir tur atmak yoğun kar yağışı yüzünden normalden çok daha uzun sürüyor ama eğer sonunda mangal ve sucuk sizi bekliyorsa, yürüyüşün sonunda yorulsanız da motivasyonunuz hiç düşmüyor :) Yürürken yaptığınız sohbetleri kartoplarının bölmesi de kaçılnılmaz, bu keyifli oyunla da gece geç olmadan geri dönüş yolculuğu başlıyor. Büyük Resim için Tıklayınız

Kategori : GeziYorum
@20:38, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


1/1/2007

Denizli Hakkında
2007 yılına gireceğimiz yılbaşı akşamı ve Kurban Bayramı aynı tarihlere gelince ben de soluğu memleketim Denizli’de aldım, aileyle beraber geçen bayramların ve yeni yılların tadı bir başka oluyor. Denizli’ye gitmişken Denizli’ye dair bir takım bilgileri de GeziYorum köşesinden paylaşmak istedim. Özellikle Pamukkale’yi de barındırması yönünden mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir il bence Denizli. Gelin fotoğraflarla birlikte Denizli’yi inceleyelim:

Büyük Resim için Tıklayınız Denizli denince akla ilk gelen “Horoz” oluyor. İlin simgesi olan Horoz’un heykellerine Denizli’nin birçok yerinde rastlamanız mümkün, bu fotoğraftaki Denizli’nin meşhur Delikliçınar meydanında bulunanı. Bu arada Denizli’de bugün deniz olmaması garip değil, çünkü ilin adı tarih boyunca çok değişime uğramıştır, İbni Batuta’nın seyahatnamesinde Tunguzlu, Şerafettin Zemdi’nin zafernamesinde Tonguzlug ve Tenguzlug olarak geçmektedir. Ve sonrasında ağızdan ağıza Denizli adını almıştır. Tensiz kelimesi deniz, Tunguzlu ile denizli demektir, bu yüzden milattan önce Denizli’nin gerçekten denizi olan bir yer olduğu düşüncesine varabiliriz.
Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız

Yukarıdaki resimler de yine şehir merkezinde bulunan Atatürk Anıtı, Tarihi Gazi İlköğretim Okulu ve Çınar meydanı.

Denizli’de bulunan ve dünya harikaları arasında sayılan Pamukkale ise size bir doğa mucizesi olarak karşılıyor. Travertenler çok yönlü,çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı,kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır. Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Termal kaynak suyu,normal şartlara dönüşmeye ve traverten oluşumuna neden olmaktadır. Termal sudaki kalsiyum bikarbonatın aşırı miktarda bulunması ve suyun yüzeye çıkışı sonucu bikarbondioksit açığa çıkmakta ve kalsiyum karbonat çökmektedir. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Ayrıca Pamukkale’ye çok yakın olan Karahayıt kasabasında Kırmızı Travertenler de bulunmaktadır. Kırmızısu ; merkez ilçe Karahayıt kasabası içindedir. Pamukkale’nin yaklaşık 5 km kuzeyindedir. Kırmızısu travertenleri 600C sıcaklıkta çıkan termal su çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı,yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşmuştur.
Hierapolis ise, Pamukkale yanına kurulmuş antik şehirdir. Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır. Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Kralları'ndan II. Eumenes tarafından MÖ.. II. YY.' başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir. Bence Pamukkale’ye gittiğinizde tüm gününüzü ayırmalısınız ve günün büyük bölümünde antik kenti dolaşmalısınız, mezarlarından antik tiyatrosuna kadar size çok şey anlatacak bir şehir bulacaksınız. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Son olarak Denizli Tekstil’in de dünyadaki sayılı merkezlerinden birisidir, birçok özel sektör girişimi bulunan Denizli’ye gelip alışveriş yapmak isterseniz size önerim Babadağlılar Çarşısı olacaktır. 1976’dan bu yana faaliyet gösteren çarşıda Denizli yöresinde üretilen birçoğu el yapımı tekstil ürününü bulmanız mümkün.
Ayrıca bence pazarlama ve tasarım konusunda ödül alabileceğine inandığım farklı bir mimarisi var çarşının, dükkanlar her aşağıya doğru bir eğimle yer alıyor, böylece çarşı içerisinde merdivenle çıkıp-inmenize gerek kalmadan dolaşabiliyorsunuz, yürüyen merdivenler öncesi yapılmış bu mimari yaklaşım ilginç bir örnek oluşturuyor bence. Gidip bu çarşıyı görmenizi tavsiye ediyorum. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız

Yukarıdaki resimler de yine Denizli’nin merkezinden görüntüler, Ulu Cami, Yeni Cami ve Pamukkale.

Memleketim olan Denizli hakkında söyleyecekler bu kadar kısa değil elbette, eğer detaylı bilgi almak isterseniz size Denizli Valiliği ( www.denizli.gov.tr ) ve Denizli Belediyesi (www.denizli-bld.gov.tr ) adreslerini öneriyorum. Ayrıca www.pamukkale.gov.tr adresinden de Pamukkale ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kategori : GeziYorum
@20:07, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (8) - Yorum Yaz


12/17/2006

Mahşukiye’de Bir Pazar
İstanbul’da yaşamanın en büyük keyiflerinden birisi haftasonlarınızı doğayla içiçe geçirebileceğiniz yemyeşil mekanlara bir saat uzaklıkta olmanız. Bu yerlerden birisi de Mahşukiye; İstanbul-Ankara TEM otoyolu Sapanca çıkışından çıktıktan sonra sola dönüyorsunuz ve 5km ileride yemyeşil doğasıyla meşhur Mahşukiye’ye varıyorsunuz. Önce akarsuyu takip ederek zorlu etapları olan bir trekking, ardından keyifli bir doğa yürüyüşü, sonrasında da birbirinden güzel mekanlardan birinde lezzetli bir alabalık ziyafeti.
Zamanı olanlar için tavsiyem gelmişken Sapanca Gölüne de uğrayabilirsiniz, özellikle sonhabarda bir başka güzel oluyor Sapanca.

Kategori : GeziYorum
@23:35, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


11/10/2006

Kısaca Barselona...
Büyük Resim için Tıklayınız İspanya’nın Barselona şehri gerçekten mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Hayatımda Roma ve Nice kadar beğendiğim bir şehir, özellikle bir hafta önce İstanbul’da kar yağışı varken Barselona’da t-shirt ile gezebilmek çok keyifli. Şehir tarihi çok eskilere dayanmasa da modern çağın mimari Gaudi tarafından şekillendirilmiş şehir sizi büyülüyor. Sagra da familia yani kutsal aile kilisesi dünyanın en çok ziyaret edilen inşaatı olma özelliğine sahip, bu kilise Gaudi’nin en büyük eserlerinden birisi ancak hayatı bitirmeye yetmemiş, bir kulesi tamamlandıktan sonra izlemek için geriye doğru yürürken tramvay altında kalmış ve ölmüş. Sagra da familia kilisesi için halkın desteğiyle şuan çalışmalar devam ediyor, pek bitecek gibi görünmese de bu hali bile bir mimari yapı olarak insanı çok etkiliyor. Bu yapı üzerine müsait olduğumda daha detaylı bir blog girişi yapacağım, çünkü gerçekten Gaudi’nin yapıları uzun uzadıya anlatılmayı hakediyor.
Şehir tarihi dokusu kadar modern yapılarıyla da örnek bir şehir oluşturuyor bence, akdeniz yaşamının farklı yansımaları bu yapılarda görülebiliyor. Fransız balkonlarından ispanyol merdivenlerine kadar bir kombinasyon barındıran evler, İstanbul’da da 2010’a doğru göreceğimiz yapıların şimdiki habercisi. Bu şehirde sürekli yaşamak isterim diyorsanız da oldukça pahalı bir avrupa şehri, çok uluslu şirketler daha çok Madrid’i tercih ettikleri için burası daha çok turizm açısından zengin. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Tech-Ed’de bu yıl Mehmet Emre’nin organizasyonu sayesinde tüm Türkler biraraya geldik. Buluştuğumuz mekan Cafe Zurich oldu. Türkiye’de oturup sohbet etmek için bir türlü fırsat bulamadığımız birbirinden farklı sektörün duayenleri ile uzun uzun sohbet etme şansı bulduk, bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Mehmet Emre’ye yeniden teşekkürler. Gelecek yıl da Tech-Ed Barselona’da, inşallah gelecek yıl katılanlarla daha da büyük bir organizasyona imza atarız.

Kategori : GeziYorum
@23:57, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


11/6/2006

MEB Akçakoca Toplantısı Ardından
Büyük Resim için Tıklayınız Konuşmacı olarak katıldığım Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl Düzce - Akçakoca’da düzenlediği Bilişim toplantısında tüm ilden temsilciler ile yazılım geliştirme teknolojileri üzerine konuştuk. Havanın aniden soğumasıyla ulaşımım biraz zorlu olsa da tüm illerden gelen koordinatörler ile buluşmak, onların tüm okulların internete ve bilgisayar laboratuvarlarına kavuşması için yaptıkları müthiş çalışmalarını dinlemek, Microsoft ile yapılan işbirliğiyle kendi illerindeki öğretmenlerin eğitimi konusunda yaptıkları olağanüstü projeleri öğrenmek çok keyifliydi, bu ekip Türkiye’yi geleceğe taşımak için çok önemli görevler üstleniyor ve bunu başarıyla yerine getiriyor, hepsini içtenlikle tebrik ediyorum.
Bu benim Akçakoca’ya olan ilk ziyaretimdi, ama kesinlikle sonuncu olmayacak, İstanbul’a bu kadar yakın ve bu kadar güzel doğa güzelliklere sahip bir ilçeye mutlaka yeniden gelmek gerek. Şehir içerisinde bulunan cami’den tutun da, doğadaki yeşile ve denizin güzelliğine doyamıyorsunuz. Bir toplantı için bile olsa Akçakoca’ya gelip görmüş olmak mutluluk vericiydi. Büyük Resim için Tıklayınız

Kategori : GeziYorum
@15:59, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


10/30/2006

Hindistan İzlenimlerim : 3/3

Daha önceki yazılarımda Hindistan gözlemlerimden bahsetmiştim. Bu yazıda ise Agra'ya varışımızla başlayan "Imagine Cup 2006" gözlemlerimi paylaşıyor olacağım. 7 Ağustos 2006 sabahı Agra'daki otelimize vardık. Otelin girişinde Türkiye'den birlikte geldiğimiz Erciyes Üniversitesi ekibi ve Microsoft'tan Eminay Yurtseven ile Imagine Cup logosunun önünde fotoğrafımız.

Otele yerleştikten sonra akşam ilk Juri toplantımızı yaparak diğer 17 juri üyesi ile tanıştım. Ardından 1500 civarında katılımcının biraraya geldiği büyük açılış gerçekleşti. Tüm yarışmacılar, Microsoft çalışanları ve Juri üyelerin de Hindistan'a özgü müzik aletlerini çalarak müziğe eşlik ettikleri etkinlik bu yarışmanın aslında dünyanın farklı ülkelerinden gelen yüzlerce kişinin nasıl büyük bir topluluk oluşturarak aynı paydada birleştiğinin bir göstergesiydi.

Yarışma 8 Ağustos 2006'da başladı. Fotoğrafta gördüğünüz Bill Gates ve Japonya ekibinin ekip lideri. Juri olarak 4 gruba ayrıldık ve ilk elemelerde yapmamız gereken 10 ekibi değerlendirmekti ve bizim grubumuzda olan Japonya yaptıkları proje ile bizi çok etkiledi. Vista'nın yeni Windows Presentation Foundation özelliğini kullanarak gerçekleştirdikleri projede taktığınız gözlük ile ilaçlar, reçeteler, filmler üzerindeki işaretler aracılığıyla üç boyutlu olarak detayları gözlerinizin önünde görüyordunuz. Gördüğüm en yaratıcı projelerden biriydi, ama Japon ekibin İngilizce konusunda iletişim problemleri vardı ve projeleri her ne kadar çok yaratıcı olsa da sunumları projeleri kadar iyi değildi. Biz onları yarı finale çıkardık ama bu ekip yarışma sonunda ödül alamadı.
Dünya ikincisi olan ekip olan Brezilya yarı finaller sonrası benim olduğum Juri grubuna düştü. Brezilya ekibinin projesi kola takılan bir titreşim cihazı ile görme engellilere yol boyunca yardımcı olan bir cihazdı. Bu cihaz aynı zamanda RFID teknolojisini de kullanarak görme engelli bir kişi alışverişe gittiğinde de Speech teknolojilerini kullanarak ürünün fiyatını okuyordu. Proje hepimizin hoşuna gitmişti, özellikle basit ama çok kullanışlı olan titreşim özelliği bence dahice bir buluştu. Düz gitmeniz gerekiyorsa ikisi aynı anda titriyor, sağa dönecekseniz sağ kolunuzdaki cihaz titriyor, sola dönecekseniz sol kolunuzdaki, eğer gideceğiniz yere vardıysanız önce biri sonra diğeri. Eğer yolda diğer bir görme engelli ile karşılaşırsanız sizi uyarmak için farklı bir sıklıkta titremeye başlıyor ve Speech teknolojisi sayesinde size hangi arkadaşınızın yakınınızda olduğunu söylüyor. Bu proje aslında teknolojiden ziyade bir fikir projesiydi ama en önemlisi Brezilya'lı ekibin sunum yetenekleriydi, ilk üçe gireceklerini biliyordum ve yarışma sonucunda ikinci oldular.
Yarışma yarı finalistleri açıklanması da oldukça gergin bir andı. Özellikle biz Türk ekiple birlikte çok gergin bir bekleyiş içindeydik, ülkeler ardı ardına açıklandıkça şimdi Türkiye açıklanacak diye umut ediyorduk ama maalesef olmadı. Çok başarılı bir ekip olan ekibimiz zorlu mücadelede yarı finalist olamadı, zaten dünya birincisi olan İtalya ve dünya üçüncüsü olan Norveç onların juri grubunda yer alıyorlardı. Bu bir yarışma; fikir, sunum, görsellik, teknik dışında şans da önemli bir faktör.
Yarışma'nın ikinci etabı için Yeni Delhi'ye gidecektik ama öncesinde Agra'da bulunan Taj Mahal (Tac Mahal) ''i ziyaret ettik. Taj Mahal; Şah Cihan tarafından 1631 yılında ölen eşi Banu Begüm için yaptırılan anıt mezardır. Burayı birçok kişi hep cami olarak hayal eder ama etrafında bulunan dört minare yüzünden camiye benzemektedir, içerisinde Banu Begüm'ün mezarı bulunmaktadır. Taj Mahal'i uzaktan gördüğünüzde gerçekten çok etkileniyorsunuz çünkü bembeyaz heybetli bir yapı, Hindistan'da görmeye alışık olmadığınız doğal bir güzellik ile çevrelenmiş. Yapımı tam 22 yıl süren tamamen beyaz mermerden yapılan bu anıt mezar Yamuna nehrinin kıyısında yer alıyor, nehrin tam karşısında Şah Cihan kendisi için de aynı anıt mezarın siyah mermerden yapılmış olanını yaptıracakmış ama buna ömrü yetmemiş, yaptıramayınca da oğulları ülke ekonomik krizde olduğu için eşinin yanına yani Taj Mahal'in içine gömmüşler onu da.
Taj Mahal'e yaklaştığınızda beyaz mermerler içerisine özenle işlenmiş kıymetli taşları farkediyorsunuz, bu özel taşlar dünyanın dört bir yanından getirilmiş ve güneş ışığında, ay ışığında farklı renkler alarak göz oyunları yapıyor. Anıt gerçekten mimari bir şaheser, ana kapısına gittiğinizde arapça yazılar sizi karşılıyor ve siz aşağıdan yukarıya baktığınızda perspektiften dolayı yazıyı daha iyi okuyabilmeniz için yazı büyüklükleri yukarıya çıktıkça büyütülmüş. Ayrıca yapının etrafındaki dört minare dışa eğimli olarak inşa edilmiş, herhangi bir deprem anında ana yapıya zarar vermemeleri için. Zaten bugün bile Taj Mahal üzerinden uçakla geçmek dahi yasak. En önemli kısımlarından olan kubbesi İstanbul'dan getirilen İsmail Han Rumi tarafından yapılmış, birçok Türk işçi de yapım esnasında çalışmış. En çok dikkati geçen özellik ise simetri, heryer tamamen simetri üzerine kurulu, örneğin sol kısımda bir cami var ibadet için; sağ kısımda ise sırf simetrik olsun diye yapılan başka bir cami var ama ibadet yapılmıyor, çünkü kıbleye ters. Taj Mahal ile ilgili söyleyeceğim son şey ise içeriği girdiğinizde sizi karanlık küçük bir alan bekliyor, yapı çok heybetli görünse de içi gerçekten küçük ve çok çok sade, bu da sanıyorum anıt mezar olmasından kaynaklanıyor. İçeriyi de gördükten sonra dışarıya çıkıp, Taj Mahal'in arkasına geçtim, Yamuna nehrinin kenarında inşaatına başlanmış ama bitirilmemiş siyah mermerle yapılacak Taj Mahal'in temelini gördüm, sonrasında heybetiyle beni etkileyen Taj Mahal'e uzunca bir süre baktım. Taj Mahal'in bitiş yılı olan 1654'den 2006 yılına kadar 352 yıl geçmişti ve bulunduğum bu mekanda milyonlarca kişi olmuştu tarih boyunca, size tavsiyem ölmeden önce mutlaka Taj Mahal'i görmelisiniz, ulaşım zor olsa da buraya geldikten sonra buna değer diyeceksiniz.

Başarılı bir projeyle finalist olan ve ardından dünya birincisi olan ekip ile Taj Mahal'de birlikteydik. Onlarla Agra kentini de birlikte dolaştık, ben İtalyanları Türklere çok benzetiyorum sıcak kanlılık ve yaşayış tarzı olarak, bu yüzden sanıyorum İtalyan ekiple de gayet güzel anlaştık. Gördüğünüz Türk ve İtalyan ekiplerinin Taj Mahal'deki fotoğrafları.

 

Agra'daki son gecemizde ise kültürler arası bir etkileşim partisi vardı. Bu partide Erciyes Üniversitesi Ekibinden Burak Sarıca; 2007 yılı tüm dünyada Mevlana yılı olarak kutlanacağından dolayı Türkiye'den getirdiği kıyafet ve ney'i ile müthiş bir müzik ziyafeti yaşattı tüm katılımcılara. Tüm gece çalan Hint müzikleri sonrasında müzikleri yöneten kişileri buldum ve Türkiye'ye özgü ney adlı müzik aletiyle yöresel bir müzik çalmak istediğimizi söyledim ve onayladılar, sonra mikrofonu elime alarak Burak'ı sahneye davet ettim, Burak'ın müthiş çaldığı ney ile yüzlerce kişi mest olmuştu. Geceye devam ederken Türkiye'yi tanıtmak adına Zeybek, Horon ve Halay müziklerini mp3 player ile getirerek müzikten sorumlu ekibe ilettik, önce halay çektik sonra horon teptik ama bunu sadece Türkler olarak değil, Guatemala, Sri Lanka, Brezilya ve daha pekçok farklı ülke ekipleriyle birlikte yaptık. Herkes ilgiyle bizi izliyordu, ayrıca Türkiye'den getirdiğimiz Türk Lokumlarını da tüm katılımcılara dağıttık. Oldukça eğlenceli ve bir o kadar da keyifli bir geceydi.
Finaller Yeni Delhi'de gerçekleşti, finalist olan altı proje projelerini juriye anlattılar ve Imagine Cup 2006 ödülleri verildi. Final günü ödül töreni sonrasında bizler toplu bir fotoğraf çektirdik, ama bu fotoğrafta olmayıp bizi Hindistan'da temsil eden diğer bir ekip daha vardı; Dokuz Eylül Üniversitesi ekibi. Onlar Kısa Film kategorisinde yarışmaya katılmışlar ve yüzlerce ülke arasında finalist olup ilk 6'ya girmişlerdi. Final gecesinde onların Agra'da çektikleri filmi izledik ve ayakta alkışladık, onlar da ilk üçe giremediler ama gün sonunda Türkiye'ye hakkıyla temsil etmenin ve tüm dünyaya tanıtmanın haklı grurunu hep birlikte yaşıyorduk...

 

Kategori : GeziYorum
@01:42, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


9/21/2006

Hindistan Gözlemleri -2
İlk yazımda Yeni Delhi’ye varış ve otobüse binişle ilgili kısma değinmiştim. Kaldığım yerden devam ediyorum; otobana girdik. Otoban diyence akla geniş yollar akla geliyor ama Hindistan’da tam tersi, dar yollar, yollardaki “Horn please” yazıları sonucunda ortaya çıkmış müthiş korna sesleri. İlk yarım saat düşündüm neden korna çalınıyordu diye ama sonrasında yolda insan, bisiklet, motorsiklet, rickshaw ve diğer tüm araçlar o kadar içiçe gidiyorlardı ki birbirlerine çarpmamak için elleri sürekli kornadaydı, işin ilginç yanı yol açık olsa da korna çalıp yavaş gidiyorlardı, tam bir öğrenilmiş çaresizlik örneği. Trafik tıkandığında etrafınızı yılan oynatıcıları sarıyor, çaresiz kobralar müziği duymasalar da çalınan müzik aletinin hareketlerini takip ediyorlardı. Gördüğüm en iyi pazarlama örneklerinden biri ise (ben buna mecburi pazarlama dedim), otobüsten indiğinizde yılanı boynunuza doluyorlar, düşünürseniz 10 saniye içinde vücudunuza dolanmış olan bir kobra oluveriyor. Korkudan bu tür bir pazarlamaya mazur kalan turist donakalıyor, yılan oynatıcısı ise sizden para istiyor yılanı boynunuzdan almak için. Çok ilginç bir ülke Hindistan; bence hayatta bir defa gidilmeli, çok beğenirseniz ikinciye de gidebilirsiniz tabiki. Peki diyeceksiniz ki Hindistan neden bu kadar dünya gündeminde? Hindistan’ın henüz %40’ında elektrik yok ama tam 15 yıl once %60’ında elektrik yoktu, yani %20’lik bir artış dünyanın en büyük nüfusuna sahip Hindistan’da büyük bir olay. Şuan Amerika’da bir McDonald’a gidip Drive-In kısmından sipariş vermek istediğinizde karşınıza çıkan kişinin Hindistan’da olan bir hintli olduğu biliyor muydunuz? Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Artık servis pazarı da outsource olarak sunuluyor. Hindistan’da çok büyük yazılım evleri dışında birçok küçük 10-15 kişilik yazılım evleri var. Hiç küçük bir tekstil atölyesi gördünüz mü bilmem, Rus yapımı eski bir tekstil makinesi çalışır sürekli, ortam biraz dağınık ve küçük bir fabrika izlenimi vardır, işte Hindistan’da bu şekilde olan yüzlerce yazılım evi var. Meşhur site www.rentacoder.com adresine girecek olursanız, 100$’a dev projeler yapacak birçok Hintli veya Pakistanlı bulabiliyorsunuz. Milliyet gazetesinde ropörtajımda bu yüzden “Türkiye Hindistan Olmamalı” dedim, bizim amacımız Türkiye’de kalitesiz üretim yapmak, ucuza çözüm üretmek olmamalı. Amacımız günü kurtarmak değil, uzun vadeli stratejilerle Türkiye’de dikey sektörde nasıl yazılımlar geliştirebileceğimiz olmalı. İsrail bunu yaptı, güvenlik yazılımı dendiğinde ilk akla gelen ülke onlar. Türkiye’deki 3 milyar dolarlık yazılım pastasının 1 milyar dolarını sadece Havelsan tek başına yapıyor. Türkiye’den Havelsan gibi bir şirket çıkartmış olmakla ben bir Türk olarak inanın çok gurur duyuyorum. Niş işler yapıyorlar, belirli konularda çok uzmanlar ve uzmanlıkları sayesinde 5 milyon dolar bütçeden aşağıda olan projelere girmiyorlar bile. Türkiye’nin Havelsan gibi çok dikey alanlarda uzmanlaşarak, bu bilgi birikimini gitgide düzleşen dünyada pazarlayacak şirketlere ihtiyacı var. Devamı gelecek…

Kategori : GeziYorum
@23:29, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


9/15/2006

Hindistan Gözlemleri -1
Büyük Resim için Tıklayınız Bu ilk gözlemde kısaca Hindistan izlenimlerimi aktarıyor olacağım. Kısaca diyorum çünkü anlatılacak o kadar çok şey var ki. Zaman bulur bulmaz sizlere uzun uzadıya Hindistan’da gözlemlediklerimi anlatıyor olacağım, uçak inişinden Türkiye’ye geri dönüşüme kadar çok maceralı olan bu yolculuk bana o kadar çok şey öğretti ki. Gelin en baştan hızlıca başlayalım; Türkiye’den Cumartesi akşam bindiğimiz uçak yaklaşık yedi saatlik bir yolculuk ardından Yeni Delhi havaalanına indi.
Uçaktan iner inmez algıladığım ve tüm Hindistan’da soluğum o garip kokuyu asla unutamıyorum, ne koktuğu ve neden koktuğunu önümüzdeki bir hafta boyunca gözlerimle görecektim. Gümrük işlemlerimi bitirdikten sonra hava almak için dışarı çıkmak istedim, merdivenlerden çıktım ve unutamayacağım bir manzara ile karşılaştım; binlerce insan yerde yatıyordu, gecenin 4’ü olmasından dolayı havaalanında derin bir sessizlik vardı, sanki bir an için toplu mezar görmüştüm çünkü insanlar, inekler, köpekler ve maymunlar içiçe hepsi yerde yatıyorlardı. Daha sonraki günlerde de gördüklerimden sonra Hindistan’da oldukça içiçe bir yaşam sürüldüğüne şahitlik ettim, ülke çok çok pisti, kalabalıktan veya yaşam koşullarından değil, hintliler bu şekilde yaşamaya alışmışlardı. Transfer otobüsene geçerken sıkı sıkı tembihlendik asla yerel su, yemek veya herhangi bir içecek tüketmeyiniz. Peki ne içecektik diye düşünürken su dağıtılmaya başlandı ve küreselleşmenin en güzel örneğini yaşadım : “100% Trusted Water , Pepsi Co”. Kocaman puntolarla bize güvenin biz Pepsi’yiz diyordu, bir önceki hafta Hindistan hükümeti Coca Cola’yı ülkede yasaklamıştı, ilginç. Otobüs ilerlemeye başladığında yolda ve yol kenarında gördüklerim oldukça şaşırtıcıydı, özellikle maymun ve domuzları unutmayacağım. İnekleri görmeyi zaten bekliyordum ama onları bu kadar çaresiz ve çöplükten yemek yerken göreceğimi düşünmemiştim, kutsal bir hayvan inek ama nedenini bilen Hintli bulamadım, inekler bir deri bir kemik kalmışlar yüz metre içerisinde beş-altı inek bulabilirsiniz, gerçekten o kadar fazlalar. Bir de gelin aşağıdaki rakamları inceleyin:

Hindistan’la ilgili birkaç önemli bilgi:
- 300 milyon kişi günde 1$ ile geçiniyor
- 400 milyon okuma-yazma bilmeyen insan var
- Evlerin %60’ında elektrik var
Ama;
- 9 milyar $ Yazılım ve Servis ihracatı var; 500,000 kişi IT sektöründe
- Her yıl 260,000 mühendis mezun ediyor. Bangalor’da Silikon Vadisi’nden daha çok mühendis var.
- 2010 yılında yılda 6 milyon üniversite mezunu verecek

Bu sayılara anlamlar yüklemeye çalışmayacağım çünkü zaten herşey ortada, Hindistan hakkındaki gözlemlerime bundan sonra da devam edeceğim, anlatmak isteyeceğim çook şey var..

Kategori : GeziYorum
@23:01, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


8/14/2006

Murat Belge ile Boğaz ve Yalılar...
Büyük Resim için Tıklayınız Bu haftasonu ODTÜ mezunlar derneğinin organize ettiği ilginç bir gemi organizasyonundaydık. İstanbul denince akla ilk gelenlerden olan boğaz aslında farklı tarihi gelişmeleri de yapıların mimarisinde saklıyordu. Topkapı’dan Anadolu Kavağı’na kadar yaptığımız yolculukta değerli Murat Belge boğazdaki yalılarda yaşayanları ve yaşananları bizlere kendi üslubuyla keyifli bir şekilde anlattı.
Osmanlı’nın duraklama dönemi sonrasından, çöküş dönemine; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar gelmiş geçmiş birçok kişinin tarihte yaptıklarını gözlemleme şansı bulduk, neredeyse 500 yıllık bir tarihe yolculuktu bizim yaptığımız. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Benim gibi tarih meraklısı biri için unutulmaz bir geziydi, disiplinler arası bakışta çok önemli olan başka bir boyut kazandırdı bana değerli Murat Belge. Sümerler zamanında yaşam mimarilerini oluşturan ziguratların günümüzde nerelerde ve neden olduğunu görmek ve sorgulamak hatta zodyak tipi yalılara bakıp şaşmamak elde değildi. Bu güzel geziye kesinlikle bir kere katılmalısınız, İstanbul’dan dünyaya hiç bu şekilde bakmamışsınızdır.

Kategori : GeziYorum
@08:55, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


8/14/2005

Tekirdağ Pınarbaşı Köyü
Büyük Resim için Tıklayınız Değerli arkadaşlarım Ayşe Kanık ile Kerem Tarhan 14 Ağustos 2005 tarihinde evlendiler, onlara bir ömür mutluluklar diliyorum. Kerem benim ilk işyerimden arkadaşım, Ayşe’de Gelişim Platformu’ndan; evlenenlerin ikisininde yakınlarınız olması çok güzel. Ayşe ve Kerem çok güzel bir Köy Düğünü ile evlenirken biz de arkadaşları olarak oradaydık. Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Pınarbaşı köyünde gerçekleşen düğüne gidişimiz çok keyifliydi, Trakya’nın doğasıyla içiçe bir yolculuktu. Fotoğraftakiler gelin-damat ve arkadaşları ...
Gelelim bu düğün gecesinin bendeki anısına. Az önce de belirttiğim gibi Trakya’nın daha önce hiç gitmediğim bir köyündeyim, kimseyi tanımıyorum ve kimsenin de beni tanıdığını sanmıyorum. Derken düğün katılımcılarından biri geliyor ve bana dönüp “Nuri Bey, Mehmet Nuri Çankaya?”. Ben de hayretler içerisinde kalarak “Evet benim, seminerlerden tanışıyoruz galiba?” diyorum, cevap ise “Hayır, ben sizi internetten takip ediyorum. Ben bu köydenim. Sizi düğünde görünce çok şaşırdım, selam vermek istedim” diyor. Biraz sohbet ediyoruz, ardından yazılarımı okuyan bir diğer kişi ile benzer bir sohbet yaşıyoruz, değerli İlker Poyraz ile kısa bir sohbet ediyoruz ve işin garibi onunla da ilk kez tanışıyoruz fiziki olarak. Büyük Resim için Tıklayınız
Sonuç olarak bu enteresan anının ben de bıraktığı şu; internet insanlar arasındaki sınırları gerçekten kaldırıyor. Mehmet Nuri Çankaya ise çoktan marka olmuş :) ...

Kategori : GeziYorum
@23:53, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (13) - Yorum Yaz


8/7/2005

Belgrad Ormanı'nda T&B...
Büyük Resim için Tıklayınız nedir?com olarak ilk T&B'miz Belgrad Ormanı'nda 7 Ağustos 2005 Pazar günü gerçekleşti. Yoğun yağışa rağmen 38 kişilik bir katılımla gerçekleşen etkinlik güzel bir birlikteliğe dönüştü. Ağustos ayının başında yağmur yağmaz diye düşünürken, cumartesi akşamı kopan fırtına inanılmaz bir yağmur getirdi İstanbul'a. Ama son kayıt yaptıran 38 kişinin 38'i de etkinliğe gelerek Ağustos yağmurunda Trekking keyfini yaşadılar. Brunch için Gayrettepe'ye doğru ilerlerken İstanbul'un çoktan yağmur bulutlarını atıp ısınmaya başladığını gördük. Öğle saatlerine doğru yaklaşırken İstanbul belki yeni uyanıyordu ama biz müthiş eğlenceli bir T&B ile günü çoktan dolu dolu yaşamıştık. Detaylı resimler için tıklayınız >

Kategori : GeziYorum
@15:26, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


7/12/2005

Amsterdam Sonrası...
Büyük Resim için Tıklayınız Tech-Ed bu yıl Amsterdam’da gerçekleşti. 6500’ün üzerinde katılımcıın olduğu 4 günlük etkinlikte Türkiye’den de 52 katılımcı vardı. Ayrıca 2 kişi görevli konuşmacı olarak “uzmanına sorun” bölümünde yer aldı; Murat Bayraktar ve Mehmet Nuri Çankaya.
Bu kişilerden biri Murat Bayraktar, Netron Teknoloji’de Teknoloji Direktörü olarak çalışan ve aynı zamanda MVP ünvanına sahip olan Bayraktar, Microsoft Operations Management Server konusundaki bilgi birikimini ve uzmanlığını katılımcılarla paylaştı. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız İkinci kişi ise bendim, uzmanına sorun bölümünde ilk gün ASP.NET 2.0, ikinci gün ise Visual Studio Team System üzerine 2 saatlik zaman dilimlerinde konuşmacı olarak görev yaptım. Tech-Ed katılımcılarından gelen soruları yanıtladım, demolarla yeni teknolojileri yakından tanıtmaya çalıştım.
Tech-Ed için Amsterdam’a gitmişken etkinlik sonrası boş kalan vakitlerde şehri dolaşma fırsatı buldum. 1200 yıllarında kurulmaya başlayan ve bir ortaçağ şehri olan Amsterdam’da beni ilk şaşırtan şey şehrin tamamen kanallarla kaplı olması, geç ortaçağda planlı olarak yapılmaya başlanan kanallar sayesinde şehrin tüm noktalarına Venedik’teki Vaporotti’lere benzer küçük vapurlarla erişmek mümkün. Ayrıca şehir tarihi yapısını korumakla mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer halini alıyor. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Amsterdam’a tren ile ulaşacak olursanız veya şehrin yine heryerine erişimi sağlayan tramvaylara binerseniz varacağınız yer Central Station olacaktır. Central Station’ın en büyük özelliklerinden biri tamamen doldurma bir ada üzerinde bulunmasıdır, zaten bu doldurma işlemlerinden ötürü tamamen dümdüz olan şehir üzerinde en meşhur ulaşım aracı da bu yüzden bisikletler olmuştur. Eğer yolda yürürken dikkatli olmazsanız bir bisiklet altında veya bir tramvay altında kalabilirsiniz, Amsterdam’da yaya olmak çok zor bir iş. Son olarak dikkatimi çeken konu ise Türklerdi, her yerde Türkçe konuşan insanların olması ilk başlarda beni şaşırtsa da sonrasında duruma alışarak yemeklerimizi bile Türk lokantalarında yemeğe başladık. Özet olarak Amsterdam güzel bir şehir ama açık konuşmak gerekirse gidip de hayran olduğum bir şehir olmadı, Roma ve Paris yine de Avrupa’nın en güzel şehirleri diyorum; tabiki İstanbul’dan sonra.

Kategori : GeziYorum
@10:24, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (3) - Yorum Yaz


3/1/2005

Prag nedir?
Yok yok merak etmeyin, Prag’ı anlatan yeni bir nedir?com sitesi daha açılmıyor :) Çek Cumhuriyeti’nin başkenti ve Avrupa’nın en önemli şehirlerinden olan Prag’ı 3 gün boyunca yakından tanıma şansı elde ettim, sizlerle bu şehir hakkındaki izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
Çekçe ismi “Praha” olan şehir rönesans devrinin en önemli ikinci şehri olarak biliniyor. Prag’da yer alan avrupanın ilk üniversitelerinden Charles Üniversitesi birçok ünlü siyasetçi ve bilimadamını yetiştirmiş. Şehri gezmeye başladığınızda öncelikle sizi bekleyen “Old Town Square” yani eski şehir merkezi oluyor. Bu merkezdeki en önemli yapılardan biri 15’inci yüzyılda inşaa edilen ve üzerinde 12 havari heykeli bulunan Astronomik saat. Astronomik saati gördüğümde saat 15’e geliyordu, yandaki fotoğrafı çekeyim derken birden saat harekete geçti ve çanlar çalmaya başladı, ne kadar da şanslıymışım, bilmeden saat başını yakalamışım.
Eski şehir merkezindeki diğer yapılar da meydanın kendisi de mükemmel bir atmosfer sunuyor sizlere. Praglı ünlü yazar Franz Kafka ne kadar karanlık bir dünya aktarsa da aslında soğuk ve karanlıklar içerisinde renkleri yakalamak ve mutlu olmak sizin elinizde.
Meydan’dan Prag Kalesi’ne doğru gitmek için nehri geçmek zorundasınız ve işte o anda Charles Köprüsü sizi karşılıyor. Tüm heybetiyle sizi kendine hayran bırakan köprüden şehri izlemek soğuk bir kış gününde içinizi ısıtıyor. Köprü boyunca sanki tarihsel bir yolculuktasınız; sağlı sollu heykeller ve tarihi köprü kabartmaları size yolun nasıl geçtiğini hissettirmiyor. Ayrıca köprünün üstü tam bir şenlik alanı binlerce insan bir yandan diğer yana yürüyor.
Gerek köprüde ve gerekse de Prag sokaklarında yanınızdan geçenlere dikkat edecek olursanız Japonlar, Almanlar, İngilizler, Hintliler derken binbir türlü ulusun halkını görebiliyorsunuz. Herkes özgürce bu topraklarda dolaşabiliyor ve tarihte kayboluyor. Çekoslavakya, 1989 yılında Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldığında Prag tam bir doğu bloğu ülkesiymiş, oysa şimdi rengarenk sokaklarında binlerce ülkenin küresel etkisini görebiliyorsunuz.
Prag’ı bu kadar güzel yapan ise ortaçağ avrupasını yansıtan mimari yapıların bu kadar korunmuş olması. 2.Dünya savaşında Almanlar tarafından istila edilen şehir yakılıp yıkılmadığı için Prag çok şanslı. Son olarak garip bir binadan bahsetmek istiyorum, Danseden Bina. Garip mimarisiyle sanki danseden bir bina atmosferi yaratan bu yapıyı da Prag’a giderseniz görmenizi tavsiye ederim.
Benim Prag’da olma sebebim ise Microsoft’un MVP toplantısı idi. Toplantıda MVP Program Direktörü Sean O’Driscoll başta olmak üzere birçok üst düzey yönetici ile görüşerek 2005-2006 yılında Türkiye’de yapmayı plandığım aktiviteler üzerine konuşma fırsatı buldum. Hatta “Microsoft Community Guru” ünvanına sahip Tony Poll’a Türkiye’de topluluk oluşturma ve geliştirme çalışmalarımızı anlattığımda bunların mutlaka başarı öyküsü haline getirilip tüm dünyadaki topluluk liderlerine aktarılması gerektiği fikirlerini aktardı. Bu işin Guru’sundan bunları duymak benim için mutluluk vericiydi. Yandaki fotoğrafta Sean ve beni görüyorsunuz.

Kategori : GeziYorum
@16:47, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


2/27/2005

Prag'dan Selamlar...
26 subat itibariyle Prag'a bir toplanti icin geldim. Dun bu muhtesem sehri gezme firsati buldum. Tarih kokan bu sehir sizi ortacag avrupasina goturuyor. Charles Bridge 'den Prag'i izlemek ve tarihte kaybolmak karli bir kis gunu yasayabileceginiz cok degerli anlardan biri oluveriyor.

Kategori : GeziYorum
@12:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


Nuri Cankaya's English Blog on Channel 10